İSTANBUL GÜNCESİ – 2

İSTANBUL GÜNCESİ – 2

Geçen hafta birinci bölümünü sizlerle paylaştığımız hafta sonu İstanbul gezimizin ikinci günündeki izlenimlerimi de yazımın bu ikinci bölümünde sizlere aktarmaya çalışacağım. Ancak yazıma başlarken şunu ifade etmeliyim ki, İstanbul’a gittikçe iş dışında kalan zamanım olduğunda, mutlaka Balat-Fener bölgesinde vakit geçirmek için fırsat yaratmaya çalışacağım. Çünkü farklı yaşam biçimlerinin, farklı kültürlerin, farklı dinlerin izlerini bir arada bulabileceğiniz, sıra dışı bir devinimi ve havası olan bir semti İstanbul’un. Sizlere de mutlaka tavsiye ederim. Özellikle rehberler eşliğinde yapılan turlara katılmanızı öneririm, daha çok detay öğreniyorsunuz.

AYVANSARAY-BALAT-FENER ‘den yansıyanlar..

Turumuza Edirnekapı’dan başladık.. Edirnekapı İstanbul’un 7 tepesinden biri ve en yüksek olanı ve tüm Haliç ve tarihi yarımadaya hakim bir konumda bulunuyor. Birinci bölümden hatırlayacağınız gibi Mihrimah Sultan Camii de burada Edirnekapı’da.  Mimar Sinan Mihrimah Sultan için camiyi bu yüzden mi, en yüksek tepe olduğu için mi buraya yapmıştır bilinmez ama Osmanlı için önemli bir bölgedir çünkü adından da anlaşılacağı üzere İstanbul’un surlarından Edirne yoluna çıkışta bulunan kapı bu bölgede bulunuyor.

Aşağıya Ayvansaray’ a doğru inmeye başlamadan önce hepimizin ismine aşina olduğumuz Sulukule’ye de girelim istedik. Bölge, Mihrimah Sultan Camii’nin arka tarafında kuzeyinde bulunuyor. Gerçi Sulukule’nin sadece adı kalmış, çünkü o bölgede yaşayan Roman’ları ıslah etmek adına, TOKi konutları yapılmış ve bölge halkı yerlerinden edilerek oralara yerleştirilmiş. Onlardan kalan alanlar da rantsal dönüşüme uğramış.  Keşke böyle olmasaydı, o rengarenk giysili, eğlenceli ve farklı insan topluluğu yerinde kalsaydı ve kent yaşamına oradan katılmaya devam etselerdi diye düşündük. Amaç ıslah etmekse bunu kendi semtlerinde yapmak çok daha doğru olurdu.

Her neyse, bu kısa ziyaretin ardından en yüksek tepeden aşağıya doğru inmeye başladık. İlk durağımız Bizans İmparatorlarının yaşam yeri olan Tekfur Sarayı idi. Bizans zamanındaki adı Porfirogenetos Sarayı olan ve Osmanlı’nın Tekfur Sarayı diye adlandırdığı Bizans İmparatorluk Sarayı’ndan ayakta kalan tek yapıyı ziyaret ettik. Şimdilerde Müze olarak hizmet veriyor.

Fetihten sonra ise bu bina çini atölyesi olarak düzenlenmiş. Sebebi ise, fetih sonrası hızla cami yapımlarına, kiliseleri camiye çevirme çalışmalarına başlandığı için, İznik’ten çini getirtmek çok zaman aldığından dolayı böyle bir ihtiyaç doğmuş ve fırınlar eklenerek eski saray çini atölyesine çevrilmiş. Müzede sergilenen harika çini eserler var. Sergilenen bu eserler, zamanında bu atölyede imal edilen orijinal çini tabloların replikası.. Örneğin Kocamustafa Paşa için imal edilen Kabe Panosu veya Paris Louvre Müzesi’nin sipariş ettiği çini pano tablo en çarpıcı örnekleri.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR !  Yedinci Kıta ve Geri Dönüştürülmüş Polyester

Müzeyi gezdikten sonra Haliç istikametinde aşağıya doğru inmeye devam ettik. Edirnekapı’dan aşağıya Ayvansaray’a doğru inerken özellikle geceleri tek başınıza geçmenin pek emniyetli olmadığı sokaklardan da geçtik. Televizyonlarda izlediğimiz “Çukur” adlı bir dizi vardı ya, sanki o dizinin setindeydik.  Elbette sizi rahatsız eden kimse yok, ancak geceleri durum değişebilir..

Ayvansaray..

Ayvansaray’ın adının “Hayvan Sarayı” ndan geldiği söyleniyor. Fetihten sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun çeşitli bölgelerinden ve uzak egzotik diyarlardan getirtilen hayvanlar, özellikle de filler,  Blaherna Saray kalıntılarının bir bölümünde halkın ziyaretine açık şekilde sergilenmiş ve Hayvan Sarayı olarak anılır olmuş, sonra da zamanla Ayvansaray’ a dönüşmüş.

Sonrasındaki durağımız Vlaherna ya da Blaherna Kilisesi idi. Geniş ve bakımlı bir bahçede yer alan ayazma yalnız Hristiyanlar’ın değil birçok Türk’ün de şifa bulmak için ziyaret ettiği bir yer. Avluda ve içeride fotoğraf çekilmesine izin verilmiyor. Bizans döneminde Blaherna Sarayı’nın ayazmasıydı. Ayazmanın üstünde imparatoriçe Pulcheria bir kilise yaptırmış. Birkaç yıl sonra Kudüs’ten gelen iki Bizanslının Meryem Ana’ya ait elbiseler olduğu iddiasıyla yanlarında getirdikleri giysiler kilisede saklanmaya başlamış böylece kilisenin önemi artmış. Kilisenin içerisinde beyaz giysili Meryem ana ikonası da bulunuyor. Bu sebepten dolayı Beyaz Meryem Kilisesi olarak da anılıyor. Fetihten 20 yıl kadar önce bu kilise, içinde Meryem’in elbiseleriyle yanıp yok olmuş. Şimdi burada 1900’lerde yapılmış küçük, şirin bir kilise var.

Blaherna Kilisesi
Blaherna Kilisesi

Balat..

Vlaherna’dan Balat sokaklarında ilerlemeye başladık. Tarihte Ayvansaray’da 19. Yüzyıla kadar Rumlar yaşamış. Balat ise İspanya’dan gemiyle gelip Osmanlı’ya sığınan Yahudilerin yaşamış olduğu bir bölge. Bazı evlerin dış cephelerinde gemi figürü içeren kabartma taş plakalar mevcut. Bu taş plakalar bu binanın Sefarad Yahudilerine ait olduğunun bir göstergesiymiş.

Sefarad Yahudi Evi
Sefarad Yahudi Evi

Balat şimdilerde son derece turistik bir mekan olmuş. Harika kafe ve restoranlar, tarihi simit ve börek fırınları var. Eski binaları alarak restore edip ev veya ofis olarak kullanan çok sayıda yeni Balat sakinleri  var. Sokaklar rengarenk ve cıvıl cıvıl. Cepheleri çeşit çeşit renklendirilmiş, eski mimari izleri taşıyan yapılar bölgeye ayrı bir güzellik katmış. Bu güzel sokaklarda bir süre zaman geçirdik. Kahve içtik ve birçok fotoğraf çektik. Duvarlarda yaşama dair mesajlar da vardı..

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR !  Antalya’yı Keşfetmek İçin Neden Oteller İlk Konaklama Tercihi Olmamalı?

En beğendiğimiz sokaklardan biri de Osmanlı zamanında Saray’da çalışan tercüman ve bazı memurların ikamet ettiği evlerin sıralandığı yokuş oldu. Fotoğraflamadan geçemedik.

Balat Memur Yokuşu
Balat Memur Yokuşu

Fener..

Balat’dan sokak sokak yürüyerek Fener bölgesine geçtik. Fener’deki ilk durağımız Moğolların Meryemi Kilisesi  oldu. Bu kilisenin bir diğer adı da “Kanlı Kilise”. Fetih sırasında bu bölgede ve kilisenin civarında çok şiddetli çarpışmalar olmuş. Her iki taraf da cansiperane savaşmış. Bunun anısına ve buna duyduğu saygıya binaen Fatih Sultan Mehmet, fetihten sonra bu kilisenin camiye çevrilmemesi hususunda kesin talimat vermiş.

Bu kilisenin hemen arkasında Fener Rum Erkek Lisesi bulunuyor. Hala aktif bir okul, bir diğer adı da “Kırmızı Mektep”. Bu adı yapımında kullanılan kırmızı tuğlalardan almış. Gerek mimarisi gerekse kulesi ile çok güzel ve heybetli bir yapı.

Fener’de Hıristiyan dünyasının çok önem verdiği iki kilise bulunuyor. Bunlardan birisi Bulgar Ortodoks Kilisesi, diğeri de Fener Rum Patrikhanesi. Bulgar Ortodoks Kilisesi Haliç’in kenarında bulunuyor ve her yıl Haliç’ten haç çıkarma şenliklerinin yapıldığı ünlü kilise. Bir diğer adı da “Demir Kilise”. Bu adı almasının sebebi yapının karkasının demirden yapılmış olması. Temelinde ise Brezilya’dan getirtilen özel ağaçlar ile çakılmış kazıklar bulunuyor. Bu ağaçlar suya dayanıklı, suda çürümeyen ağaçlarmış ve bina bu ağaç kazıkların üzerine oturtulmuş. İç bezemeleri ve ikonaları gerçekten çok görkemli.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR !  Annemin Yemekleri & Kuzine Hikâyeleri

Gezimizin akşam yemeğinden önceki son durağı ise Fener Rum Patrikhanesi’ydi. Çok büyük bir yapı değil ancak Ortodoks Hıristiyan dünyası için önemi çok büyük. 250 milyon inananı bulunan Ortodoks dünyasının ruhani önderi konumundaki Fener Rum Patrikhanesi bizim topraklarımızda bulunuyor. Pazar günü olduğu için kilise içerisinde ayin vardı ve Patrik Bartholomeos  da ayinde bulunuyordu.  Fetihten sonra Fatih’in talimatıyla kurumsal yapısı korunan Patrikhane, birkaç taşınmanın ardından şu an bulunduğu yere konuşlanmış. Patrikhanenin idari ofisleri ve misafirhanesi de aynı yerde bulunuyor. Taşıdığı önem sebebiyle sık sık uluslar arası düzeyde heyetleri ve ziyaretçileri ağırlayan bir ruhani merkez konumunda bulunuyor.

Burası Agora Meyhanesi..burada yaşar Aşk’ların en şahanesi..

Çok soğuk ve karlı bir İstanbul hafta sonunda iki gün boyunca süren kültür dolu bir gezinin ardından gezinin ruhuna uygun bir mekanda akşam yemeği için bir araya geldik. Agora 1890 Rum Meyhanesi… Harika bir final oldu. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Tarihi sur duvarlarının dibinde 1890 yılından bu yana açık olan bir Rum meyhanesi. Şimdilerde üçüncü jenerasyonun sahipliğinde hizmet vermeye devam ediyor. Nefis meze ve yemeklerle ve de harika müziklerle çok keyifli bir final yaptık.

İstanbul elbette gezmekle, anlatmakla bitmez. Çok derin bir tarihe ve eşsiz güzelliklere sahip. Her ne kadar çokça hırpalasak da bu kenti , bütün dünyanın gıpta ile baktığı bilge bir şehir İstanbul.. Ne demiş  Şair..

Bu şehr-i Sitanbul ki bi misl ü behâdır
Bir sengine yek pâre Acem mülkü fedâdır
Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır

(Günümüz Türkçesiyle)

Bu İstanbul şehri ki, paha biçilmez ona
Tüm İran mülkü feda olsun tek bir taşına
Öyle tek bir incidir iki deniz arasında
Yeridir dünyanın güneşi ile tartılsa

Nedim (18. yüzyıl)

YAZAR HAKKINDA

Fatih ONKAR Fatih ONKAR 1964 Merzifon doğumludur. İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Fakültesi'nden 1987 yılında mezun olmuştur. İş hayatına sanayi kuruluşlarında Üretim Planlama ve Bütçe Hazırlama Uzmanı olarak başlamıştır. Askerlik hizmetini Kıbrıs'ta İngilizce Tercüman olarak yapmış, sonrasında hizmet sektöründe çalışma yaşamına devam etmiştir. 1993 yılından bu yana halen kurucu ortağı bulunduğu firma çatısı altında fuar ve kongre yapımı alanında faaliyet göstermeye devam etmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır.
Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

6 yorum

  1. Fatih bey, ilki gibi yine zengin içerikte, akıcı bir yazı kaleme almışsınız. Fener-Balat sokakları, tarihi yapılar ama özellikle yazınızı bitirdiğiniz Agora Meyhanesi’ni, uğramam gereken bir adres olarak not aldım. Teşekkür ediyorum, kaleminize, emeğinize sağlık…

  2. İstanbul da yaşayıp da bu güzellikleri görmeyen o kadar çok kişi var ki. Avm lerden dışarı çıkmayan, müzeler, hele ki İstanbul tarihi yarımada açık hava müzesi gibi insana çok güzel zamanlara yolculuğa çıkarıyor. Sadece İstanbul u görmeyenlere değil görüpte içinde yaşayıp buraları gezmeyen için de çok keyifli bir yazı olmuş, Fatih Bey

  3. Haklısınız Şeyma Hanım, rutinin dışına çıkıp fark etmediklerimizi keşfetmek insanı yeniliyor. Çok teşekkür ederim

  4. Fatih Bey,
    Elinize sağlık. 58 yıllık İstanbul yaşamımda henüz gezmeye fırsat bulamaduğım bu güzellikleri bize aktardığınız ve hızlıca Fener-Balat bölgesine program yaptırdığınız için teşekkürler.

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM