“23 Nisan”  Sonsuza Kadar…

“23 Nisan” Sonsuza Kadar…

Aferin çocuk…

Hasan çok heyecanlıydı, kolay mı okulda trampet takımına seçilmişti. Hem de onca çocuk arasından öğretmeni takımda  eksik olan bir trampetçi için onu seçmişti. Nasıl heyecanlanmasın ki iki hafta sonra yapılacak 23 Nisan törenlerinde okulun trampet takımıyla geçit törenine katılacak, her milli bayramda soluksuz seyrettiği askeri bandoda çalarmış gibi büyük bir gururla, töreni seyreden halkın önünden uygun adımda geçecek ve tüm takım olarak trampet çubuklarını sert ve düzgün hareketlerle salladıktan sonra kendilerini ayakta izleyen şehir protokolüne doğru  selam vereceklerdi. İçi içine sığmıyordu. Her gün derslerden sonra trampet takımıyla çalışmalara katılmak için okulda kalıyor , beden eğitimi öğretmeninin verdiği komutları eksiksiz yerine getiriyor, her bir provada sanki geçit töreninde olduğunu hayal ediyor ve göğsü gururla kabarıyordu. Annesi başta karşı çıkmıştı, çünkü kasabaya yakın bir köyde oturuyorlar ve eğer köye arabayla gelip gidenlere rastlamazsa Hasan okula yürüyerek gidiyordu. Okul çıkışındaki çalışmalardan dolayı geç çıktığı için her akşam eve yürüyerek gelmek zorunda kalıyor ve iki saate yakın yürüyor ancak bu durumdan hiç şikayet etmiyordu. Atatürk’ün çocuklara verdiği bu paha biçilemez armağanı coşkuyla kutlamak için 23 Nisan’da çok önemli bir görev üstlenmişti. Onun bu coşkusu ve mutluluğu anne ve babasını da gururlandırıyordu.

Büyük gün gelip çatmıştı, yarın hayalini gerçekleştirecek, gururla görevini yerine getirecekti. 23 Nisan’daki törende giyecekleri izci kıyafetlerini okul çıkışında öğretmenlerinden teslim aldılar. Sanki birer kutsal emanet gibi göğsüne bastırdı giysileri Hasan ve doğruca köyüne, evine gitti. Bir an önce sabah olsun ve giysilerini kuşanarak okula gitsin ve trampetlerini de alarak tören alanına ulaşsınlardı. Bu düşüncelerle uykuya daldı Hasan.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR !  Ne yaparsan yap, İzci gibi yap…

Sabah gök gürültüsüyle uyandı, hava çok kapalıydı ve sıkı bir yağmur yağacak gibiydi. Ne olursa olsun tören alanına gitmeliydi. Annesi ısrarla bu havada tören olmayacağını söylese de Hasan özenle giyindi, aynada gururla kendisine baktı, annesinin ısıttığı çorbayı aceleyle yiyerek evden çıktı. Bir süre kasabaya gidecek birilerine rastlarım düşüncesiyle bekledi, bir araba göremeyince telaşlı adımlarla yola koyuldu. Hem çok erken olması hem de havanın kapalı olmasından dolayı ortalık bayağı karanlıktı ama olsun Hasan bu kutsal görevden kaçamazdı. Her zamankinden hızlı yürüyordu, bir süre sonra yağmur yağmaya başladı, çok sürmeden hızlandı artık bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Olsun kasabaya çok az kalmıştı, önceleri paçaları çamur olmasın diye dikkatli yürüyen Hasan koşmaya başladı evet neredeyse kasabaya varmak üzereydi, hava daha aydınlık olsa da oldukça  kasvetliydi ve yağmur tüm hızıyla sürüyordu. Sonunda kasabaya ve ardından okuluna ulaştı, sırılsıklam olmuştu hem de çok üşümüştü ama olsun nasıl olsa törenden önce ısınır ve kururdu. Okulun önü bomboştu, tabi ya elbette içeride bekliyor olmalılardı, okulun kapısına geldi, kapı kapalıydı ve içeride hiç hareket yoktu. Israrla kapıyı yumrukladı, ses seda yoktu. Hasan’dan başka kimse gelmemişti. Büyük bir hayal kırıklığına uğradı, nasıl olurdu böyle bir şey, üstelik izci kıyafetleri bile dağıtılmışken nasıl olur da görevden kaçılırdı. Bir süre kapının önünde oturup kaldı, gözleri dolmuştu. Sonra kapı yavaşça aralandı, okulun hademesi Halil Amca sesi duymuş ve kapıya gelmişti. Endişeli gözlerle Hasan’ a bakıyor ve bir şeyler söylüyordu. Halil Amca’nın konuşmaları boğuk bir uğultu gibi geliyordu Hasan’a, sonunda daha fazla dayanamadı, gözleri kapandı, bayılmıştı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR !  Kozmik Enerji nedir? Nasıl uygulanır?

Gözünü açtığında Atatürk’ün sınıftaki kalpaklı resmini görür gibi oldu. Yok hayır bu bir resim değildi, Mustafa Kemal’in ta kendisiydi. İnsanı delip geçen masmavi gözlerinin içi gülüyor ve Hasan’a bakıyordu evet ona bakıyordu ve Hasan’a  şöyle dedi… Aferin çocuk, aferin..

-Hasan, aç gözünü yavrum elimdeki ışığı takip et. Şehir hastanesini doktoru Dursun Bey böyle sesleniyordu Hasan’a.

Hasan yorgunluktan okulun kapısında bayılmıştı, sırılsıklam ıslanmış, çok üşütmüş ve ateşlenmişti. Okul hademesi Halil Amca, Hasan’ı sınıflardan birine taşımış bir sıranın üzerine yatırmış ve hemen Hasan’ın arka sokakta oturan öğretmenine haber vermişti, ardından da doktoru çağırmışlardı.

-Yazık çok kötü ıslanmış ve üşütmüş yavrucak. Bir iğne yaptım, birazdan kendisine gelir. Siz haber vermediniz mi törenin iptal olduğunu, gece yarısından beri bardaktan boşanırcasına yağıyor.

-Hasan Derebaşı Köyü’nde oturuyor Doktor Bey, haber veremezdik, bunca yolu bu yağmurda yürüyüp geleceğini düşünemedik doğrusu.

Hasan’ın yüzündeki heyecan ve gülümseme doktor Dursun Bey’i şaşırtmıştı, sanki birisiyle konuşuyor gibiydi..

YAZAR HAKKINDA

Fatih ONKAR Fatih ONKAR 1964 Merzifon doğumludur. İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Fakültesi'nden 1987 yılında mezun olmuştur. İş hayatına sanayi kuruluşlarında Üretim Planlama ve Bütçe Hazırlama Uzmanı olarak başlamıştır. Askerlik hizmetini Kıbrıs'ta İngilizce Tercüman olarak yapmış, sonrasında hizmet sektöründe çalışma yaşamına devam etmiştir. 1993 yılından bu yana halen kurucu ortağı bulunduğu firma çatısı altında fuar ve kongre yapımı alanında faaliyet göstermeye devam etmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır.
Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

7 yorum

  1. Tam da 23 Nisan, Ulu Önder Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği o büyük coşkuya günler kala, ne güzel anlatmışsınız Fatih bey… Bizim böyle tüm dünyaya örnek olan, gurur duyacağımız o kadar çok değerimiz var ki… Tabii bunların en değerlisi de Gazi Mustafa Kemal Atatürk… Kaleminize sağlık…

  2. Çok teşekkür ederim Mehmet Ali Bey. Değerlerimizi, onlara ahlak etiğiyle sahip çıkan nesillere emanet etmek için toplumsal bilinç çok önemli. Bu hususta biraz zaman kaybettik maalesef.

  3. Fatih abi evvela sana da bir blog sayfası açmanın zamamı geldiği ve hatta geçtiği kanaatindeyim.

    Ağabey içtenlikle söylüyorum, çok derin mesajların verildiği bu güzel hikayenden ziyadesiyle etkilendiğimi belirtmek isterim. Yüce önderin emaneti kutsal cumhuriyetimizin genç nesile zaman ve yaş farkı gözetmeksizin görev adledilmesi adına bu ve buna benzer yazıların genç dimağları tesir altında bırakıp, acilen kendilerine çeki düzen vererek bu kutsal görevi layıkıyla gelecek kuşaklara aktarma sorumluluğu alacaklarından en ufak bir şüphem yoktur. Mürekkep yutmuş bu dinamik neslin bir ülkenin hangi badireler atlatarak bugünlere gelebildiğini bazen duygusal anlatımlar ile yüreklere temas ile olması gerektiği inancındayım. Fen ve ilim elbette muasır medeniyetler seviyesine çıkmamız için olmazsa olmazlarımızdır. Ve fakat insan duyguları ve nefsi ile bir bütündür. Bu sebeple ülkelerin milli marşları, kadim zaferlerini anlatan destanları vardır. Bu sebepledir ki öykünün kahramanı Hasan’ın memleket sevgisi, minik kalbi ile gerçek bir vatansever tutumu bugün çocuklarımıza ısrarla anlatılması gerekli, yürekleri paralayan bir kahramanlık öyküsüdür.

    Ağabey çok etkilendim. Çokça yazmalısın diye düşünüyorum. Üretkenliğin insan doğasına iyi geldiği kanaatindeyim. Yozlaşmanın bir çağlayan misali tüm birikimlerimizi alıp götürdüğü şu günlerde sana ve yazılarına ihtiyaç var. Grigoriy Petrov Beyaz Zambaklar Ülkesinside adlı kitabında şöyle der:” hepiniz yaşamın mimarı olabilirsiniz”
    Ellerine sağlık ağabey. Yeni yazılarını heyecanla bekliyorum. Selam ve saygı ile..

    • Taner’ciğim harika yorumun için çok teşekkur ederim. Bu duyguyu verebildiysem ne mutlu bana. Görüşebilmek dileğiyle..selam ve sevgiler

  4. Fatih Bey,Ulu ÖNDERİMİZ, Başöğretmenim Mustafa Kemal Atatürk ün idealist bir öğretmeniyim,bu muhteşem hikayenizi hem gururla
    hem de gözlerim yaşararak okudum.Bu kadar başarılı ve duygu yüklü bu kalemin devamı dileğimdir.Tebrikler ve sevgiler.

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Bloga e-posta ile abone ol

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 56 aboneye katılın

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM